Moda, Moda

Türkiye’de Moda Alanında Tüketim Alışkanlıkları

Moda Nedir?

Moda günümüzde sıkça yanlış anlaşılan bir konsept. Tam da bu nedenle bu yazının başında modanın tanımından bahsetmek yararlı olacaktır. 

  • Moda kelimesin en son moda veya en trendy ürün ve modeller anlamına geldiğini düşünüyoruz sıklıkla. Ancak moda kelimesi esasen mod kökünden gelir. Bu da istatistikte en sık tekrar edilen değer anlamına gelir. Yani başka bir deyişle en sık ve en çok giyilen ürünler modadır.
  • Dilimizin sıklıkla ilham aldığı Fransızca’da da la mode güncel olan davranış anlamına gelmektedir. Yani aslında moda kelimesinin güncel kullanımına daha yakın. 

Günümüzden bir örnek verelim, şu anda pantolon modası daha bol paça ve salaş kesimlere yöneldi. Ancak dışarı çıktığımızda hâlâ büyük bir kesimin dar paça pantolon giydiğini gözlemleyebiliriz. Bunun nedeni herkesin en son çıkan modellere karşı ilgisi veya imkanı olmaması olabilir. O durumda moda hangisi? Daha trendy olan bol paça pantolonlar mı, yoksa daha yüksek bir miktarda giyilen dar paça mı?

Dil statik değil, kültür ile birlikte sürekli değişen bir araç. Dolayısıyla moda kelimesinin anlamının da günümüzde en sık kullanılan şeklinin geçerli olduğu söylemek yanlış olmaz. Başka bir deyişle moda kelimesinin anlamının da modası var. 

Modanın içerdiği bir başka ikilikte hem toplumsal eşitlenme, hem de farklılaşma arzusunu yansıtması. Yani modanın hem bizlere diğer herkesin giydiği ürünlere sahip olma, hem de kendimizi giysilerimiz yoluyla farklı gösterme amacı var. Gerek sosyal medyada, gerekse akranlarımız üzerinden gördüğümüz son moda kıyafetlere özeniyoruz, ama bir yandan da modayı bireyselliğimizin bir dışa vurumu olarak kullanıyoruz. 

Modayı ne belirler?

Tüketici olarak bizleri etkileyen moda her şeyden etkilenebilir. Bu yılın modası geçtiğimiz yıldaki teknolojik gelişmeler, kültürel olaylar, tasarım trendleri, hatta hava olaylarından bile etkilenebilir. Tasarımcıların sayısız farklı yerden ilham alarak ürettikleri defilelerin ardından da, bu trendler bizlerin seviyesindeki üreticilere iner. Bir çoğumuzun alışveriş yaptığı mağazalar, kendilerinden daha ilerici olan markaların tasarımlarından ilham alarak kendi yeni sezon koleksiyonlarını oluşturur.

Geçmişte, üretim ve tüketiminin bu kadar kolay olmadığı zamanlarda moda, ve çeşitli giysilere sahip olmak büyük bir lükstü. Şu anda olduğu kadar çok seçenek yoktu. Sadece giyim alanında değil, hızlı tüketimin her alanında. Bundan 15 yıl önce bile, çok eski bir zaman olmamasına rağmen tüketimin hiçbir alanında ne şimdiki kadar çok seçenek, ne de şimdiki kadar ulaşım gücü vardı. Şu anda ülkenin başka şehirlerini bir kenara bırakın, başka ülkelerden bile alışveriş yapabiliyoruz. Yani seri üretim ve erişimin kolaylaşması sayesinde moda herkesin rahatlıkla ulaşabileceği bir unsur haline geldi. Eskiden tek bir tarz veya ürün moda olurdu ve modayı takip eden herkes o üründen alıp giyerdi. Şimdi ise çok daha renkli giyinebiliyor, kişisel tarzlarımızı çok daha net ifade edebiliyoruz. 

Bu noktadan hareketle, kapitalist endüstrilerin kolaylıkla gereksinimler ile arzuyu birbirine bağlı hale getirmesinin yolu açıldı. Bunu derken kastettiğimiz şu, tüketici olarak ekonomik durumumuz ne olursa olsun her zaman önce ihtiyaçlarımızı gidermek isteyeceğiz. İçgüdüsel bir dürtü bu, eğer kışın ortasında giyebileceğimiz bir botumuz yoksa, gidip kendimize bir sonraki yaz için sandalet almayız. Bunun farkında olan endüstriler de bu ihtiyaçları sömürme yoluyla en fazla para kazanabileceği sonucuna vardı. 

Örneğin, moda endüstrisi size kışın ortasında sandalet satmıyor, ancak ihtiyacınız olan bottan farklı bir renk daha almaya teşvik ediyor. Farklı bir renk, farklı bir model, farklı bir boy… Tüketiciyi manipüle ederek aslında kişisel ve kültürel bir istek olan ürünü, ihtiyaç olarak sunuyor. 

Diğer yandan da tüketim kültürü insanları alışverişe teşvik ederek onları popüler kültürün bir parçası olduğuna inandırıyor. 2000’lerdeki Ugg botları buna iyi bir örnek olabilir. O noktada Ugg botları sadece bir giyim ürünü değil, kültürel bir fenomene dönüşmüştü. Ugg botlarını en moda olduğu dönemde giyen birisi iki türlü kültürel avantaja sahip olabilir. Birincisi o zamanlarda kendisini kültürün bir parçası gibi hissetmek; ikincisi de günümüzden geçmişe bakıp o zamanların nostaljisini hissetmek. Modanın döngüsel yapısı göz önüne alındığında da nostaljinin göz ardı edilemeyecek kadar büyük bir faktör olduğu fark edilecektir.

Kısacası popüler kültür ve tüketim kültürü birbirini besleyen ve ayrılamayacak bir bağla bağlıdır. Modayı ne belirler sorusuna net bir cevap arıyorsanız, verilebilecek en kapsamlı cevap kültür olacaktır. Bu sadece popüler kültür olmak zorunda değil, fakat şüphesiz ki en büyük etkenlerden birisi. 

Moda ve Tüketim Alışkanlıkları

Tüketim alışkanlığı ve tüketim toplumu moda yoluya sürekli kitlelere empoze edilmekte. Bunun en sık görülen yöntemi de tüketim ile mutluluğun ilişkilendirilmesi. Alışveriş terapisi terimini hepimiz duymuşuzdur. Tabi ki, özgürce üzerine düşünmeden yapılan bir hareketin rahatlatıcı bir etkisi olacaktır. Ancak bu hareketin alışveriş olması gerektiği de kapitalist endüstrilerin bir propagandası. Rahatlama ihtiyacınız olduğunda sunulabilecek onca seçenekten sadece bir tanesi dağarcığımıza bu şekilde girdi, bunun da bir tesadüf olduğu söylenemez. 

Tüketim alışkanlıkları sadece ihtiyacın giderilmesinden çıkıp bir hayat tarzını da satın almaya dönüştü. Tüketiciler daha bilinçli seçimler yapmaya yönelirken aslında bu ürünler belli bir hayat standardına aidiyeti de beraberinde getiriyor. Bu durum da aslında 2000’lerdeki Ugg botları örneğinde olduğu gibi bir gruba dahil olma isteği ve tüketimin ne olursa olsun kültüre yaslandığını gösteriyor.  

Bu fenomen kendini bilinen ve prestijli markaları satın alma, estetikleştirilmiş ürünlere yönelme şeklinde dışa vuruyor. Bilinmedik markalar tercih edilmemekte, hatta zaman zaman özellikle yerli yerine yabancı markalara yönelim gözlenmekte. Markalı ürünler, özellikle de yabancı markalı ürünler daha kaliteli olarak algılanmakta. Daha öncesinde duyulmuş veya görüşleri tüketicinin görüşleri ile uyumlu olan markalar, sadece alınması düşünülen ürünün üzerine ekstra bağlam sağlamakta, bu da tüketicinin satın alma sırasında daha rahat etmesine neden olabiliyor. 

Sonuç olarak, tüketim toplumunda insanlar, yaşamak için tüketmek yerine tüketmek için yaşıyorlar. Tüketim, hayatımızı idame ettirebilme adına bir araçtan çıkıp, kendi başına bir amaca dönüştü. Günümüzde toplumda var olabilmenin en temel yolu, toplumun dayattığı şeyleri satın almak.

Özellikle de gençler için doğru bu durum. Henüz kendi stilleri gelişmemiş veya oldukları kişiye dair güvenleri oturmamış olduğu için gençlerin etraflarındakilere özenmeleri çok doğal. 

Buna benzer duyguları herkes hissetmiştir. Ancak önemli olan zaman içinde kişinin neleri sevip neleri sevmediğine dair daha net bir fikri oluşması, böylece trend döngüsünün içinden çıkabilmesidir. 

Eğer kendi zevklerinize göre değil trendlere göre alışveriş yaparsanız, aldığınız ürünler asla gerçekten içinize sinmez. Bu nedenle de tavsiyemiz her zaman alışverişlerinizde kendi iç sesinizi dinlemenizdir. Çünkü bir ürünü gerçekten sevip sevmediğinizi, size gerçekten yakışıp yakışmadığını en iyi siz bilirsiniz, medya değil. Kendi iç sesinize kulak verin, alışverişlerinizin sonunda çok daha mutlu olacaksınızdır. 

Back to list

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir