Sürdürülebilirlik, Sürdürülebilirlik Okulu

Plastik Kullanımını Neden Önemsemeliyiz?

Hızla artan tüketim çılgınlığı ile icat edildiği dönemde (ve aslında hâlâ) devrim niteliğine sahip plastik, maalesef göz açıp kapayana kadar dünya çapında bir faciaya dönüştü. Kullandığımız plastik ürünlerin büyük çoğunluğu dayanıklı olma amacıyla üretildikleri için doğada çözünmüyorlar. Plastik şişe ve tabak, çatal, kaşık gibi en sık kullanılan tek kullanımlık plastik ürünler ise kullanıldıktan sonra okyanuslarda birikiyor. 

Okyanuslarda biriken plastikler su ve güneş nedeniyle aşınarak çözünüyor. Biz plastikler çözününce yok oluyorlar zannediyoruz ama aslında mikroplastiklere dönüşüyorlar. Bu mikroplastikler küçük boyutlarına rağmen doğada çözünmeleri en az 400 yıl sürüyor. Üstüne üstlük çeşitli balıklar, diğer su canlıları ve mikro organizmalar tarafından tüketiliyorlar. Balıkların sistemlerine karışan bu mikro plastikler de besin zincirini takip ederek bizlerin vücutlarına giriyor. Düşünsenize, her balık yediğimizde aslında mikroplastik de yiyoruz. Bu demek oluyor ki tükettiğimiz balık ve deniz ürünleri ile vücutlarımıza tehlikeli seviyelerde mikroplastikler davet ediyoruz. Yemek yediğimizde, su içtiğimizde hatta nefes aldığımızda bile mikroplastiklere maruz kalıyoruz. Kısacası gezegenimiz içeriden dışa doğru hızla plastik ile kaplanıyor. 

1950’de yıllık yaklaşık olarak 1,5 milyon ton plastik üretiliyordu. Bu rakam 2015’te 322 milyona çıktı. Plastik bağımlılığımızın direkt bir sonucu olarak her yıl yüz otuz beş bin okyanus canlısı ve bir milyon deniz kuşu hayatını kaybediyor. 2018’de yapılan araştırmalara göre Büyük Pasifik Çöp Alanı (diğer adıyla Pasifik Çöp Girdabı) içerisinde yaklaşık iki trilyon plastik çöp bulunduğu söylenmekte. Bu çöp alanını belki de bir çoğumuz “Yedinci Kıta” ismi ile tanıyor olabiliriz. Çöp Alanına bu takma ismin verilme nedeni gerçekten de neredeyse bir kıta kadar büyük olması. Son yıllarda “Yedinci Kıta” ismi dağarcığımızda gitgide daha da fazla yer edinmeye başladı. Bunun sebepleri olarak da bu krizin her gün daha da büyümesi nedeniyle daha sık gündeme gelmesi ve aynı nedenden ötürü gerek sanata gerek de çevreci gruplara ilham olması gösterilebilir. 

Mikroplastiklerin büyük çoğunluğu yüzeyde kalmayıp dibe çöküyor olmalarına rağmen yüzeydeki atıkların yüzde on üçünü oluşturuyor. Balıkçılıkta kullanılan fileler, ipler ve çeşitli malzemelerin bu alandaki yüzücü atıkların yüzde kırk altısını, büyün okyanuslardaki atıkların yüzde onunu oluşturduğu söyleniyor. Okyanuslardaki atıkların hepsi direkt olarak okyanusa atılmıyor tabii ki, sahillerden veya sahile yakın atık alanlarından çeşitli su kaynaklarına karışan plastiklerin kaynağını bilim insanları bile bulmakta zorlanıyor. Bütün bu bahsettiğimiz plastik atık tipleri sadece yüzücü olan plastikler, ki onların bütün plastik atığının sadece yüzde altmışı olduğu tahmin ediliyor. Yani neredeyse bir bu kadar da okyanusun dibinde var. 

Plastik ürünlerin büyük çoğunluğu hala petrolyum ürünlerinden üretiliyor. Bu da demek oluyor ki sadece doğada çözünmemekle kalmıyor, üretimleri bile tek başına sera gazı miktarını ve iklim krizini arttırıyor. Tam da bu yüzden geri dönüşüm plastik faciası ile mücadelede  tek başına etkili olamıyor. Evet tüketildikten sonra nereye gittikleri çok önemli, ancak daha üretim safhasında bile geri alınması zor etkileri var 

Ancak bu demek değil ki umudu kaybetmeli ve boş vermeliyiz. Çünkü bir yandan çok iyi şeyler de oluyor. Hiç fark ettiniz mi Ozon tabakası hakkında felaket haberleri duymuyoruz artık? 1990’larda yükselişte olan karbon gazı salınımı günümüzde gözle görülür miktarda azaldı. Bu gelişme insanların daha az saç spreyi kullanmaya karar vermeleri sonucunda olmadı elbette ki. Ozon tabakası için zararlı olan karbon gazları endüstriyel seviyede soğutmada sıkça kullanılıyordu. Ancak alternatif olarak kullanılabilecek başka seçenekleri bulunması ve bu seçeneklerin geliştirilip kullanıma uygun hale getirilmesi sayesinde bu alanlarda Ozon Tabakasına zararlı olan karbon kullanımı azaldı ve günümüzde bu alanda zararlı olmadığı kanıtlanan alternatif karbon türleri kullanılmakta. (Ancak bir yandan da kullanımda olan bu yeni karbon türlerinin başka alanlarda zararları olabileceği tartışılıyor). Buna rağmen alternatif karbon türleri kullanımı ile Ozon Tabakasının onarılması sonucu her yıl yaklaşık iki milyon kişinin cilt kanserine yakalanmaktan kurtarıldığı göz ardı edilmemeli.

Şirketlerin insafa gelmeleri sonucu gerçekleşmedi bu gelişme, birçok ülke bir araya geldi ve Montreal Protokolü’nü imzalayarak alternatif seçeneklerin kullanılmasını zorunlu kıldı. Ozon Tabakasındaki bu problemi fark etmemiz ile çözmemiz 14 yıl sürdü. Her ne kadar çözmesi daha zor ve daha uzun zaman alacak olsa da doğru sistemik adımlar ile plastik sorununa da çare bulabiliriz. Fakat bu gerçekleşene kadar bu konuyu umursamaktan ve sesimizi duyurmaya çalışmaktan vazgeçmemeliyiz. 

Bu konuda daha fazla bilgi için Euranet Green Deal Podcasti dinleyebilirsiniz. 

Back to list

Related Posts

Bir cevap yazın