Moda, Sürdürülebilirlik

Hızlı Moda Nedir? Giysilerimi Kim Yaptı?

Eskiden kıyafet alışverişi sezonluk yapılırdı. Bir üst nesile gençliklerinde nasıl alışveriş yaptıklarını sorduğumuzda bugünkü alışveriş alışkanlıklarından çok daha farklı bir düzene sahip olduklarını görüyoruz. Kırk sene önce insanlar yeni kıyafetleri yalnızca senede bir kaç kez alıyorlardı. Bu durum özellikle son yirmi senede çok değişti. Alışveriş bir eğlence olayına, kafa dağıtma ve stres atma yöntemine dönüştü. Hızlı moda ve hızlı alışveriş alışkanlıkları hayatımıza girdi. Büyük zincir şirketler sokakları ve ürünleri gardroplarımızı doldurdu.

“Bu ürünü ben yaptım ama paramı alamadım”

2013 yılında Rana Plaza Katliamında binden fazla tekstil işçisinin ölmesiyle moda sektöründe iş güvenliği ile çalışma koşulları ve Hızlı Moda sorunu dünyanın gündemine oturdu. Aynı şekilde 2017 yılında iflas etmiş olan Bravo Hazır Giyim şirketinin hala imalathanelerinde çalışanlarına maaş vermemesi ve işçilerin “Alacağınız ürünü ben yaptım ama paramı alamadım” yazılı etiketleri ürünlere iliştirmeleri sosyal medyada çok dikkat çekti. İşçiler bu protestolarıyla ve de tabi ki sosyal medyanın tüketiciye ve bireye sağladı ses ile aylarca alamadıkları maaşları aldılar.

 ‘Terhaneler’

Hızlı değişen moda akımlarının ‘popüler’ olan kıyafet ve aksesuarları olabildiğince ucuz fiyatlara alınmasını sağlıyor. Kişiyi daha çok almaya ve daha çok tüketmeye teşvik ediyor.Moda tarihine baktığımızda Hızlı Moda çok yeni bir kavram. 1800’lerde moda günümüzün aksine yavaş. Kaynaklar daha kısıtlı, ulaşması daha zor, alım gücü daha düşük. Üst sınıf zenginler moda ile ilgileniyor. Sanayi devrimi ile üretim süreci hızlanıyor, maliyetle düşüyor ve orta sınıfa da artık Moda ulaşılabilir oluyor. Yine Sanayi Devrimi ile ‘sweatshop’ kavramı gelişiyor. Sweatshop’larda çalışanlar kabul edilemez çalışma koşullarında can ve iş güvenliği olmadan günde 18 saate varan çalışma saatleri ile çoğunluğu çocuk ve kadın olan milyonlarca işçinin çalıştığı imalathanelerdir. Ve tüm Batı dünyası ile hızlı moda anlayışı bu ‘terhane’lerin üzerine kurulmuş durumdadır.

Türk markaları da Uzak Doğu’da

Dünya üzerindeki tekstil üretiminin yoğunlaştığı ülkelerden bahsederken aklımıza Uzak Doğu Asya ülkeleri gelse de, Türkiye’de tekstil ihracatında dünyanın ilk beşi arasında. Dünyaca ünlü markalar zaten üretimlerini hep taşeron olarak sağladıkları için Türkiye büyük dünya markaları için üretim yaparken bir sürü Türk markası da Rana Plaza Katliamı’nın gerçekleştiği Bangladeş gibi Uzak Doğu ülkelerinde üretim yaptırıyorlar. Bahsi geçen her iki durumda da üretim süreci sürdürülebilirlik kavramından çok uzak. Modada sürdürülebilirlikten bahsetmek ve etik ve adil üretim uygulamalarının hayata geçmesi için tedarik zincirinden markaların sorumlu olduğu gerçeği kabul edilmelidir.

Sürdürülebilir Moda

Sürdürülebilir Moda anlayışı dünya kaynaklarının sınırlı olduğu ve üretim süreçlerinin kaynaklarımızı hızlı ve kontrolsüz bir biçimde kirletmesi üzerine dayalıdır. Tekstil sektörü ise üretim ve tüketim süreçlerinde dünyayı kirleten en büyük sektörlerden biridir. Halbuki Sürdürülebilir Moda anlayışı ile gezegeni ve insanları sömürme uygulamalarından uzak, ekonomik, çevresel, kültürel, sosyal ve etik değerler doğrultusunda katma değer yaratan yenilikçi üretim uygulamaları daha güveli ve sağlıklı bir gelecek inşa etmemiz için bir fırsat. Bu geleceğin inşasında ise herkesin yapması gerekenler var. Tüketiciler, üreticiler, tedarikçiler, tasarımcılar, büyük şirketler, KOBİ’ler, yasa yapıcılar, sivil toplum örgütleri…

Atılabilecek ilk adım ise kıyafetlerimizin nereden geldiğini, kıyafetlerimizi kimin yaptığı, o kıyafetin size ulaşmadan önceki yolculuğu düşünmek, sorgulamak ile başlıyor.

Back to list
Bir cevap yazın